william s. burroughs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
william s. burroughs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2013 Cuma

+ Taş Suratlı Dede'den mektup..

  Bugün kitapçımda Joel Kovel'ın bir başka kitabını gördüm; 'doğanın düşmanı'.  Daha önce okumaya çalıştığım ama epey zorlandığım tarih ve tin ile bazı mevzularda paralel görüşler içeren bu yeni metinde, yazar yine kapitalizmin şerhinden bahsediyor. Metnin özünde ki temel konu şuydu; "Kapitalizmin doğasıdır bu, yok etmek." Bu nokta da elimde kovel'in kitabı, aklımda burroughs'un nova üçlemesinin son halkası nova ekspresi ve sel yayınevinin blogunda izlediğim, nova ekspresi eksenli bir takım videolar vardı. 



  Beat'lerin ağababasıdır Burroughs ve elbette keş. Neslin taş suratlı dede lakabına nail olmuş bu insan -ki kimine göre çağının ve toplumunun peygamberi- elinde ki mevcudiyetlerin toplum-devlet tarafından mantıksızca alınışının, mağduriyetinin, haklılığının ve ayrıca iğrendiği dünyanın insanlarının bir parçası oluşunu işledi yapıtlarına. Canki dedenin altın vuruşu yine kullandığı materyalin gizinde saklıydı; o kullandığı uyuşturucusunun aracılığıyla keş mertebesine yükseliyordu lakin toplumda en az onun kadar keşti; gözleriyle, kulaklarıyla, elleriyle, dilleriyle, tüm vücutlarıyla doz doz yükselterek alıyordu uyuşturucularını. Gazete sayfalarında, cızırtılı radyo kanallarında gezinirken, yeni yükselen bir binanın soğuk gölgesinde, televizyonun altıncı oktavda ki sessizliğinde, renklerle bezenmiş ama saydamlığın ötesinde geçemeyen bedenlerden veriliyordu uyuşturucu. Toplum, denetim mekanizmalarıyla hücuma geçtiği her yeni bir saniye de, tek yaptığı 'duvar'a yeni bir taş eklemek oluyordu.

  Sömürücü düzenin en iyi yaptığı iş olan denetlemenin, vuku bulduğu en iyi mecrayı dil olarak işaret ederken Burroughs, cut-up tekniği ile sonsuz dürüstlüğe erişebilmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda nova ekspresi burroughs'un -dileyenin tanrısının- sessiz manifestosudur. Önceden sıklıkla duyduğum ve ancak okuduktan sonra nedenini anladığım "cut-up tekniğinin ama özelde burroughs'un okuması zordur" durumundan bihaber olmayın ha! Amma, cut-up tekniği her ne kadar zor ise de bir o kadar okuyucunun yaratıcı özgürlüğüne bir kapıdır. Zira metinler/sözcükler tamamen birbiriyle bağlantısız ve bir o kadar bağlantılıdır. Yani en başta ki bir cümleyi ortadakiyle, sondan önce ki kelimeyi istediğiniz bir başka pasajla birleştirebilirsiniz.

  Ha evet! Bütün bunları neden anlattım? Sahne bire geri dönersek, Kovel'ın kitabını bırakıp tekrar izlediğim videolara dönmüştüm. O an Kovel'a ve metinlerine dair bildiklerim ve bu yazarın anlattıkları; hemen hemen Burroughs'un esriklikleri ve anlatıklarıyla benzerdi. Her ikisi de 'yok eden' bir düzenden ve onun çocuklarından, refrekslerinden bahsediyordu. Tek fark biri 'akademik' bir düzlemde, diğeri 'sokak' düzleminde kurguluyordu cümlelerini. Tüm bunlara istinaden, muhtemelen altyazı çevirenenin/ekleyenin de Sel yayınlarından biri olduğu ve youtube eklenmiş üç-dört bölümlük videoları yayınevinin blogunda gördüm, okudum ve izledim. Elbette etkilendim. Her ne kadar Burroughs okundukça beyinde karmaşa çoğaltıyor olsa da, ilgili videoları izlemeden önce Burroughs'u ve/ya nevi şahsına münhasır cut-up tekniği tanıyın istedim. (bununla birlikte her ne kadar önceden araştırma yapacak olsanızda metinleri anlamakta zorluk çekebileceğiniz gerçeğinin de bilincinde olun! ve elbette buradan haraketle çıkın burroughs hakkında daha çok fikir edinin, arayın istedim...)

  Burroughs'un Nova Ekspresinden pasajlar eşliğinde Andre Perkowski tarafından yapılmış film çalışmaları;
Videoların ilki burada ama çalışmaları daha iyi anlamak için yayınevinin blogunda, ilgili videolara dair metinlerini okuduktan sonra izleyin; blog için buradan lütfen!



  Ayrıca Nova Ekspresi üzerine, beat uzmanı Şenol Erdoğan'ın cyberzenarchy'de bir yazımı mevcuttur. Okuyun.


+görsel: stefanotirone tarafından -@WP

10 Şubat 2012 Cuma

En iyi film müzikleri: Bölüm I


  Çok uzun bir zamandır aklımdaydı böyle bir seri düzenlemek. Çok güzel filmler izlemiş ve en azından filmlerin kendisi kadar güzel olan bir çok şarkı dinlemiştim. Tüm bu filmler ve müzikler beni bir diyardan, başka bir diyara götürmüş ve bu yapıtların müzikleriyle; daha huzurlu, duygulu hallere bürünmüştüm. Sonunda gün geldi ve beğendiğim film müziklerini kara kaplı defterime not etmeye başladım. Önce üç, sonra dört ve derken sayıları çoğaldı. Blogta hayata geçince artık bunları paylaşmanın vaktinin geldiğini anladım.

  Evet biliyorum; daha izlememiş olduğum bir çok film ve daha dinleyememiş olduğum yüzlerce parça var ama hepsi sırayla ve şimdilik sizi kendi sevdiklerimin arasından bir seçkiye davet ediyorum, Buyrun;




1.     "Naked Lunch" – Howard Shore & Ornette Coleman (Naked Lunch filminden)

Naked Lunch by Howard Shore and Ornette Coleman on Grooveshark


  Beat kuşağı yazarlarından William S. Burroughs’un aynı isimli kitabından beyaz perdeye uyarlanan bu film, yönetmen David Cronenberg tarafından çekilmiş. Zaten muhteşem olan kitaba belki de yapılabilecek en iyi kurguya sahip. Bu sayede çok doyurucu bir duygu yaratıyor insanda. Film müzikleri ise iki üstadın elinden çıkma; Howard Shore ve Ornette Coleman. Birisi yaptığı çalışmalarla ‘soundtrack kültürünün’ babası olmuş bir besteci, diğeri caz müziğin duayenlerinden -ayrıca free caz akımının öncüllerinden- biri. Muhteşem bir ikili ve aynı muhteşemlikte bir açılış parçası.

2.     "The Poems of Atom II" - Salar Aghili (Bab’ Aziz filminden)

Poem Of The Atoms 2 by Salar Aghili on Grooveshark


  Yönetmen Nacer Khemir’in üçleme filminin sonuncusu olan, sufi geleneğine dair izleyebileceğiniz en iyi filmlerden Bab’ Aziz; film müzikleri ile de kulakları mistik bir hava sarmış ve filmin misyonuna çok iyi eşlik etmiştir. Albümün diğer parçalarını da dinlemeye çalışın.