portre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
portre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2012 Çarşamba

+PORTRE: loplop*

"burada haykırmaya hakkımız var çünkü biz ürpermeleri ve uyanışı yaşadık."
tristan tzara, 1918 dadaist manifesto

Punching Ball or
the Immortality of Buonarroti 
   Çok yönlü bir kişililktir Max Ernst. 1891 Almanyasında doğmuş ve Nazi Almanyasında "yoz sanat" kategorisine alınmış ve elbette yasaklanmıştır. Ernst'te bir çok alman sanatçı-çağdaşı gibi sık sık tutuklanarak ve kaçarak bir hayat sürdürdü. Rivayet olunmuştur ki Ernst'te toplama kamplarına düşmüş ve oradan sağ çıkmayı başarmıştır.

   İlk resim eğitimini babası tarafından alan Ernst, hiç bir şekilde resmi-okul yönüyle sanat eğitimi almadı. Her ne kadar felsefe ve sosyoloji eğitimleri almış olsa da I. Dünya savaşından çıktından hemen sonra, yaratıcı fikirleri ile resim sanatına yöneldi.

   1919 yılında Köln'de "dada" akımının kurucularından biri olarak yer aldı. Sosyal aktivist arkadaşı Johannes Theodor Baargeld ile "Der Strom" ve "Die Schammade" gibi dergileri yayınladı ve ilk dada sergisini organize etti. Dadaizmden sonra Sürreailizme yönelen Ernst; bulduğu frotaj tekniği ile bu akımın öncülerinden biri oldu.

   1922 yılında illegal olarak girdiği Fransa'da, dadaizmin ve sürrealizmin bir çok önemli kişilikleriyle tanıştı. II. Dünya Savaşının çıkmasıyla birlikte Fransa hükümeti tarafından "tehlikeli" addedildi ve tutuklandı. Her ne kadar Paris'te ki sanatçı arkadaşları tarafından kurtulmuş olsa da Nazilerin Fransa'yı işgali ile bu SS Polis Örgütü (gestapo) tarafından tekrar tutuklandı. Sanatçı dostu Guggenheim tarafından tekrar kurtulan Ernst, bu defa Amerika'ya kaçtı ve Amerika'ya vardıktan sonra Guggenheim ile evlendi.

   1979 Nisanında hayata gözlerini yuman Ernst, ardından bir çok yapıt ve yeni teknik bıraktı.

+ not: daha fazla Ernst için wiki-paintings

* loplop: sanat yaşamında ernst'in kendisiyle özleştirdiği, kuşa benzeyen yaratık.

12 Mart 2012 Pazartesi

+PORTRE: Om Mani Padme Hum

  Amerika'nın 'çiçek çocukları' henüz doğmamış, ampirik eğitim karşıtlığı ile başlayan ve sonrasında ki devam halkalarıyla büyüyen protestoların sahipleri alanları doldurmamışken; II. Dünya Savaşı sonrası ve Vietnem savaşının süregiden izlerini daha yeni yeni atlatan savaş karşıtı hippiler-nihilistler-ayyaşlar-bohemler henüz yüzlerini doğuya-uzağa, mistisizme dönmemişken ve henüz bu kitleler buddha'yla ve nirvana'yla tanışmamışken; Anadolu'da ki bir şair şu kelimeleri yazıyordu defterine:

çelebi, asaf halet
"nigrôdhâ
koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda
o ne ağaç ne tohum
om mani padme hum (üç defa)
sidharta buddha
ben bir meyvayım
ağacım âlem
ne ağaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum (üç defa)"

8 Şubat 2012 Çarşamba

Howl, Allen Ginsberg ve Beat Generation







 Kerouac, Ginsberg, Orlovsky, Orlovsky, Corso '56
 1950'li yıllar ve İkinci Dünya Savaşının hemen ardı sıra başlayan Soğuk Savaştan çıkmış bir Amerika ve o ülkenin toplumu. Artık hayat belirli düzenler, kurallara göre idame edilecek ve her hareketin bir sınırı olacak. Böylesi bir ortamda, çoğu Harvard'da okumuş -kimisi mezun olmuş, kimisi olamamış- bir grup arkadaşın öncülüğünde "Beat Kuşağı" denen bir akım başlayacaktır.

 Kuşağın elemanlarında ki tipik özellikler; otostopla ülkeyi dolaşarak, caz müzik dinleyerek, başkalarının hayatlarına karışmayarak ve uyuşturucu maddeler kullanarak yaşamaktır. Aynı zamanda bulundukları ortama has çiçek çocuk olgusu ile yetişmişlikleri, yani özgürlükçü; tutuculuğa, baskıya, savaşa, faşizme karşı; doğu inanışlarına, budizme dönük ve azınlık haklarını savunan bir düşünce sistemine sahipler.






  Ve işte bu dönemde, bu kuşağın manifestosu olarak bilinen 'Howl' (Uluma) şiiri, 1956 yılında Allen Ginsberg  tarafından kaleme alınır. Neredeyse tamamen bu şiire, şiir yayınlandıktan sonra ki sürece (sansür, yasaklama, yargılama vb.) ve elbette Ginsberg'e odaklanan 'Howl' filminde ise Ginsberg, başyapıtı hakkında şunları söylemektedir; "Uluma'yı aslında Jack için yazdım." ve şiir başlarken, 'Carl Solomon için ithaf edilmiştir' diye bir ibare yer alır. Solomon, Ginsberg'in psikolojik bir buhran içinde ki annesi ile aynı pskiyatrı kliniğin de tanıştığı bir akıl hastasıdır. Şiir Amerika'da liselerde şiir antolojilerinde yer alırken, aynı zamanda müstehcenlikten ötürü sansüre tabii tutuluyor ve yayımının iptal edilmesi bile söz konusu olabiliyor. Howl şiiri, bir çok insan için, birden fazla anlamlara bürünüyor, kanatlanıyor, bağırıyor. Her bir dizesi bir nevi gökkuşağı rengi görevini üstleniyor ve okuyucu tarafından ayrı ayrı tatlarda damıtılıyor ama herkes ve herşey için bir ortak noktası olacaktır ki; Howl dünya şiiri için bir kilometre taşıtır ve her zaman öyle kalacaktır...




Naked Lunch by Howard Shore and Ornette Coleman on Grooveshark

Like It Is by Yusef Lateef on Grooveshark

Time After Time by Miles Davis on Grooveshark


+ okuma için müzik tavsiyeleridir, kişisel zevktir. 

Howl, Allen Ginsberg
Carl Solomon için 
Howl by JaraRow @Devianart
I
gördüm kuşağımın en iyi beyinlerinin çılgınlıkla yıkıldığını, histerik çıplaklıkla açlıktan geberdiğini, 
zenci sokakların şafağında gördüm onları bozuk kafalarıyla mal ararken, 
gecenin makinesinde yıldızlı dinamo ile eski cennetsel bağ için yanıp tutuşan melek kafalı hipsterler, 
yoksulluk ve paçavralar ve sahte gözlerle şehirlerin üstünde yüzen sıcak suyu olmayan ucuz odaların doğa üstü karanlığında yükseğe doğrulup sigara içerken jazzı seyredenler, 
Yaradan’ın cennetinde zihinleri apaçık olanlar aydınlatılmış ucuz çatı katlarında ve yeraltlarında Muhammed’in dolaşaduran meleklerini görenler, 
Arkansas ve Blake-ışığı trajedisi arasından parlak ifadesiz halüsinatif gözlerle bilgi savaşının üniversitelerinden geçip gidenler, 
akademilerden delilik ve ahlaksızlığa düzdükleri methiyeleri kafatası üzerindeki pencerelerde yayınladıkları için tekmeyi yiyenler, 
parasını çöp sepetlerinde yakarak ve dehşeti duvardan dinleyerek tıraşsız odalarda don gömlek sinenler, 

31 Ocak 2012 Salı

“dedi kuzgun; birdahaasla..”

1800′lü yılların Amerikasın da yaşamış olan ve bulunduğu despot ortamdan sıyrılıp kendine has dünyasını yaratan, yazar, şair bir kişiliktir kendisi.

taros @ deviantart.com
Üstad Poe, Kuzgun şiirini 1845 yılından yazdıktan sonra gotik edebiyatın vazgeçilmez baş yapıtlarından birini yaratmış oldu. Ölümüne kadar maddi/manevi olarak huzur bulamasa da, öldükten sonra özellikle ‘Kuzgun’ şiiri başta olmak üzere, bütün eserleri tüm dünya tarafından benimsendi ve halen ‘Kuzgun’ şiiri, yazın edebiyatının en mühim eserlerinden biri olarak sayılmaktadır.


-şiirden bir pasaj;

“.. Ama kuzgun hala döndürüyordu hayalimi gülümsemeye;Oturdum kuşun, büstün, kapının önündeki koltuğun üstüne;Gömüldükçe kadife yastığın içine, gömüldüm hayalden hayale,Düşündüm geçmişten gelen bu uğursuz kuşu;Geçmişten gelen bu zalim, tuhaf, korkunç, sıkıcı, uğursuz kuşu.O tekrarladı ilençli sesiyle, “Birdahaasla! ..”