vidyoçalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vidyoçalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2016 Pazartesi

+ Vidyo: Kül olmasından iyidir! *


  ve ülkenin kanayan yarası tekrar ama daha kuvvetli bir şekilde yarıldı. Zira bu defa savaş bilfiil şehirlere, sivillere, yaşamda değmediği en küçük zerrelere kadar indi. Gün olmuyor ülkenin doğusundan ölüm, haksızlık, acı, gözyaşı haberleri gelmesin. Nitekim insanlar da tekrar ama daha kuvvetli bir şekilde sarıldı barışa! Zira bu defa savaş bilfiil bitirilmek ve artık gelecek günler metin boyutunda büyüyüp huzura erişmek zorunda...

"Ivan Karamazov, her şey bir yana, çocukların ölümünü düşündükçe evrene geliş biletini iade etmek istediğini söyler. Ama iade etmez. Böyle yapmaktansa savaşmayı ve sevmeyi sürdürür; sürdürmeyi sürdürür."
New York, Ocak 1981, Katı Olan Herşey Buharlaşıyor, Marshall Berman

  Yakın zamanda ülkemizde, Barış Meclisi'nin düzenlediği "Çözüm Süreci ve Krizi Aşmanın İmkânları"(1) konferansına katılan ve birçok ülkede mevcut savaşların sona erdirip, yerine müzakere ve neticesinde daimi barış getirilmesini sağlamak adına girişimlerde ve danışmanlıkta bulunan Vicenç Fisas'ı ağırladık.(2) IMC Tv'den Zekine Türkeri'nin yaptığı röportajında, daha önce Agora Kitaplığında yayınlanan "Dünyada Barış Süreçleri"(3) isimli kitabıyla Türkiye'nin 'Barışı'nı var edebilmek için neler yapılması gerektiğine dair fikirlerine başvurduğumuz akademisyeni tekrar dinlemekte fayda var. Zira röportaj boyunca bilhassa altını vurguladığı 'müzakere', 'mevcut sorunun devlet tarafından kabul görmesi', 'her iki tarafın kullandığı dile dikkat etmesi; kelimelerin silahsızlaştırılması', 'çözümün karşısında duran toplumsal engelin aşılması' ve 'süreçte son aşama addedilmesi gerekli olan silahların gömülmesinin oluşu' gibi tecrübelerini bizlere aktarıyor ve bir barışın pedagojisini ve/ya ipuçlarını aşikar bir şekilde çiziyor.

  evet, yine çok zor zamanlardan geçiyoruz; üzülüyoruz, nefret doluyoruz, ağlıyoruz, ölüyoruz ama tüm bu acıların son bulması için gerekli olan tek şey yine barış; katıksız, amansız ve salt özgürlükler değil sosyal/ekonomik hakların tüm topluma mal edildiği bir çözüm...

* Henüz röportajın girişinde Zekine Türkire şöyle bir tanımda bulunuyor; ".. ülkede bir çözüm süreci vardı ama yaşanan son olaylardan sonra Erdoğan tarafından 'buzdolabına kaldırıldığı' söylendi ama şimdi görülen o ki aslında derin dondurucuya kaldırılmış" ve Vicenç Fisas'ın cevabı "Neyse ki yanıp kül olmamış, dolapta olan çıkarılıp çözülür ama kül olan kaybolur." olur.

** Röportajın tamamı için tıklayınız..

(1) İlgili konferansın ilgili duyuru haberi için bkz; T24
(2) Kendisininde dahil olduğu Barselona Otonom Üni., Barış Kültürü Okuluna ulaşmak için bkz; ECP
(3) Kitapa ulaşmak için bkz; Kitapyurdu

+ Ayrıca konferans sonrası yapılan haber ve söyleşiler için bkz; BirGün, Cumhuriyet, SolBakış

4 Haziran 2014 Çarşamba

+ Vidyoçalar: İnan olsun ben öyle bir şey demedim! *

* Yıl 1957, Ekim ayının ilk çarşambası. Harold o gece kız arkadaşını sahnenin önünde ki masa da oturduğunu görünce, ani bir sıçrama ile saksafonunu tiz seslere boğmaya başlamıştı. Curtis'in bile şaşkın bakışlarla kaldığı o an, kız arkadaşı dışında herkes efsane abimizin doğacın en güzel anlarından birini sergilediğini düşünüyordu. Ne var ki sahne bittiğinde ve Harold emektar enstürmanını standa yerleştirip Lydia'ya yaklaştığında, Lydia'nın suratı mosmor kesilmişti. Yorgun argın durduğu yerden "Ne oldu yine Lydia? Bu defa neye kızdın" diye seslendi ve Lydia heyecanla "Anlıyorum Harold, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum." diye cevap verdi. O ara yanlarına yaklaşan Blue Mitchell lakaplı Richard hafifçe Harold'un omzuna vurup "Kolay gelsin, sil baştan devam herhalde" diyerek yanlarından geçip gitti. Gecenin artık en zor kısmı başlamıştı Harold için; Lydia yine sarhoş ve yine kızgındı. Usul adımlarla yanına yaklaştı ve "Ne oldu aşkım, yine ne oldu? Lütfen bana da söyler misin?" diye kulağına fısıldadı. "Daha ne olacak be Harold, daha ne kadar bana küfredeceksin? Hadi söyle, ne zaman beni görsen bağırmaya başlıyorsun ve sonra bana 'Ahh aşkım ne oldu ne oldu' diye şaşkın şaşkın geliyorsun. Daha ne olsun Harold? Hadi bu defa da ben öyle demek istemedim de, hadi söyle!" Gözleri tekrar önüne düşen Harold, bıyıklarında kalan birayı emdikten sonra "Lydia, aşkım! ne dedim ki ben?" diye sordu. "Gözleri kızarmış, ağlamak üzere olan Lydia; "Saksafonunla bana bağırdın, küfrettin. Biliyorum, anlıyorum, biliyorum seni lanet olası" diye bağıra bağıra elinde ki bardağı yere fırlattı. Artık olay Lydia ve Harold'dan çıkmıştı ve bütün klübün gözleri onlara dönmüştü. Harold'a ve sevgilisine alışkan olan ekibi bile, sonra ki sahnede ne olacak diye sabırsızlıkla onları izliyordu. Harold ise daha önce defalarca duyduğu bu ithama yine aynı şekilde cevap veriyordu: "insan olsun ben öyle bir şey demedim! Senin anladığın, sana kızdığımı veya bağırdımı sandığın şekilde değil Lydia. Sadece saksafon çaldım aşkım, lütfen hadi gel eve gidelim. Çok yorgunum." diyip Lydia'nın kollarından tutup onu klüpten çıkardı...

  Belki de dünyanın en şanslı insanıydı Harold. Enstrümanıyla kendisine konuştuğunu sanan bir sevgilisi vardı ve Bop döneminin sıçramasını yaşatan kişiydi o. Henüz 73 yaşındayken, yine Lydia ile yaşadığı kentte, Los Angeles'da hayata gözlerini yumdu. Kendisini geç tanıdım. Cliff Brown ve Max Roach'un karmasında karşıma çıkmıştı. Muazzam bir ses, bize haykıran, bizimle konuşan bir varlık. Hem, ikibuçuk yıllık hayatıyla caz dünyasını sil baştan yazan bir ekibin üyesinden ne beklenir ki? Belki de Lydia haklıydı, bizimle sadece enstrümanı aracılığıyla konuşuyordu ve çok iyi konuşuyordu.

  Vidyoçalar serisi için en az üç-dört canlı kaydı olan kişi veya kişileri seçmekti niyetim ama efsane Harold'a yok demek zor geldi. Buyrun, caz dünyasının bir başka efsanesinin muazzam bir canlı performansı sizi bekliyor....


27 Şubat 2014 Perşembe

+ Vidyoçalar: Tamer Temel

"gelir dalgın bir cambaz. geç saatlerin denizinden. üfler lambayı. uzanır ağladığım yanıma. danyal yalvaç için. aşağıda bir kör kadın. hısım. sayıklar bir dilde bilmediğim. göğsünde ağır bir kelebek. içinde kırık çekmeceler. içer içki üzünç teyze tavan arasında. işler gergef. insancıl okullardan kovgun. geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara. çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. kanatları sığmamış. bağırır eskici dede. bir korsan gemisi! girmiş körfeze."
Ayhan, Ece; Bakışsız bir kedi kara


 Vidyoçalar serisi için rotayı ülke sanatçıları olarak belirlememiş olsam da, bir şekilde ikinci yayın da bir Türk sanatçıya ayrılmış oldu. İlk yayında da parmaklarım; kulaklarımda cereyan eden müzikal esrikliği benden bağımsız -kendi özerkliğinde- yazıyordu ve bugün yine aynı ruhaniyet ile güzel insan Tamer Temel'in ardı sıra koşturmaya verdi kendisini. Aslında vuku bulan bu durum gecikmişte oldu; zira Tamer Temel'i keşfedeli çok oldu, bir kedi kara albümü hayranlıkla dinleyeli pek vakit geçti lakin bir şekilde blogta paylaşmaya geç kaldım. Tam olarak hatırlayamadığım mevzu ise Ece Ayhan mı beni bir kedi kara albümüne getirdi yoksa Tamer Temel'in kendisi mi? Ama nasıl olduysa caz paletinde ece ayhan poetikasının cümbüşü varmış, şahitliğini ettik.

  Girizgahım her ne kadar Tamer Temel'in kendisi olsa da, bir kedi kara albümü sanatçı kadar mühim bir nitelik taşıyor gözümde. Usta saksafoncunun bir taşla iki kuş vurduğunu gördüğümüz yapıtında, caz eliyle canımız ciğerimiz Ayhan'a selam çakıyor sevgili Tamer Temel. Böylece ademoğlunun en sevdiği müziği, en sevdiği şairle yol arkadaşı olabileceği hakikat ile bendenizi esrikliğin bir başka demine götürüyor. Ne yazık ki Tamer Temel ile bir kedi kara albümü eksenli herhangi bir röportaj yapılmamış -kim bilir belki bana kısmet olur- ama kesinlikle sanatçının neden Ece Ayhan'ın en karaşın şiiri tabir edilen bakışsız bir kedi kara'yı seçtiğini, bestelerinde yine şiirin ne tür izleri var hususunu öğrenmek isterdim.

  Sırası gelmişken, yine bir kedi kara albümüne atfen bahsi edilmesi gerek mevzulardan biri de albüme katkı da bulunan sanatçılar. İşin güzel yanlarından biri de Temel'in son albümünü dinlemeden önce; başta Serkan Özyılmaz, daha sonra Kenny Wollesen ve en son Eylül Biçer'i birbirlerinden bağımsız, bambaşka projeler de duymuş ve zevkle dinlemişti ama Tamer Temel sayesinde tüm bu güzel sanatçıları, böyle anlamlı bir albümde bir arada görmek albümü başka başka boyutlarda tartıp biçme olanağı sağlamış oldu. Albümü dinledikten sonra net üzerinden yapılan araştırmalarda Temel'in önce ki yapıtlarına da ulaşabildim ve yıllar yılı almış kat ettiği yolda birbirinden güzel hikayelerin başına gelmiş olduğunu gördüm. Kuvvetle ihtimaldir ki bu hikayelerinden en güzeli Barcelona albümü öncesi başından geçmiştir -ki albüm tanıtım bültenin de yer almıştır;
Tamer Temel’in Barcelona’yı kaydetme fikri Amerikalı cazcı Dave Allen’le bir araya gelmesiyle oluşmuş. Albümü Allen’le birlikte New York’ta kaydetmek için hazırlanan hatta kayda girecekleri stüdyoyu bile ayarlayan Temel’in planları ABD’nin vize vermemesiyle altüst olmuş. Yaklaşık üç ay albüm çalışmalarını durdurduktan sonra Mark Turner, Larry Grenadier, Jeff Ballard’dan oluşan Fly Trio’yla bir araya gelmesiyle ise işler değişmiş. Hayranı olduğu bu müzisyenlerin yüreklendirmesiyle Tamer Temel, Dave Allen’la birlikte Barselona’ya gidip albümü kaydetme kararı almış. Tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra önce Milano’ya gidilmiş. Tam o sırada İzlanda’daki yanardağ patlaması nedeniyle uçuşlar iptal edilince işler yine sarpa sarmış..Tüm bu badirelerden sonra dört gün gecikmeli olarak Barcelona’daki Laietana stüdyosuna girilip başlanan kaydın sonucu dinleyicilere Barcelona olarak dönüyor.  

  Ayrıca okurken kendisi kadar beni de heyecanlandırmış bir hikayesi de şöyle olmuş;
                                                    -2012'de Işıl Yılmaz'ın kendisi ile yaptığı bir röportajdan öğreniyoruz 
ve bu anısı bir üstte ki anının başlangıcıdır aslında-

İnternetten albüm indiriyoruz bazen. Sevdiğim bir müzisyenin albümünde çalıyormuş. İndirdiğiniz müzik dosyasıyla beraber albümde kimlerin çaldığı ile ilgili bilgiler de geliyor ve müziği çok hoşuma gitmişti. Orada sitesinin de adresi vardı. Girdim inceledim siteyi, hiç yapacağım bir şey değil, contact bölümüne tıkladım ve çalışmalarını sevdiğimi belirten bir mail attım. O da döndü ve teşekkür etti. Daha sonra 2 yıl sonra bir mail attı ve eşiyle birlikte İzmir’e geleceklerini söylediler ve oradan sohbetimiz başladı ve albüm ortaya çıktı.

  Derya denizdir caz şiarına bir başka metafordur Tamer Temel; derya deniz bir insandır. Henüz kendisini canlı dinleme ve/ya kendisiyle tanışma şansına nail olamadım ama umarım bu mütevazı karaşınla denk gelirim.

  +Not: Birebir tanışmadığımız birine varsayımlarla mütevazı demek sakınılası bir durumdur ama bir kedi kara albüm tanıtım videosunda, tüm ekipten sonra görüşleri bildirmeye başlayan Tamer Temel'in; mevzu klipte ki mimikleri, ses tonu ve son cümlesi; "umarım dinleyenler bizleri de, albümü de, müziği de severler" deyişine bu kelime eksik bile kalıyor ve ister istemez biz dinleyiciler de sevinç ve teşekkürü borç bilme duygusu uyandırıyor.