15 Temmuz 2014 Salı

+ Memoriam: Tarih Atlasında Bir gün


   Amerika Birleşik Devletleri 6. Filosu İstanbul’a geldi. Gemiler limana demirler demirlemez İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri Dolmabahçe rıhtımına gelerek 6. Filo’yu protesto ettiler. İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Harun Karadeniz, “Türkiye’nin tam bağımsız olduğuna inanıyoruz ve onun için de bayrakları yarıya kadar çekiyoruz” dedi.
(via: bianet)

+bkz: Wiki-TR, ekşi

11 Temmuz 2014 Cuma

+ Tiyatro: Bir taksi dolusu Şekspir*

 Evet doğru, Şekspir'i taksiye koymuşlar. Derdi var adamın, belli! Bide bugün hava sıcak ya, ondan müşterisiyle siyasetten, futboldan uzak; kaçırılmış kızının ahıyla muhabbet eder olmuş. Hemde öyle heyecanla anlatıyor ki derdini tasasını, müşteri daha cümlesini bitirmeden soruyor "eee?" diye...

  Ha derseniz "şekspir ne arar takside?" buyrun:


                                                                            (Ne yazık ki Türkçe altyazı yok, only in English)
* Sofar Sounds'u memlekete getirip, adını Sofar Istanbul yapan ekibin (bigumigu)sitesinde buldum vidyo/ları. Çocuklar güzelde bir metin yazmış sayfaya; "Bir taksiye bindiğinizi şoförün futboldan, politikadan, trafikten ya da gündelik hayattan bahsetmek yerine Dostoyevski, Shakespeare gibi konuştuğunu düşünün. Muhtemelen ağzımız açık kalır, yolculuk pek keyifli geçer. Yugoslav Drama Tiyatrosu, yeni sezon tiyatro oyunları için taksilere profesyonel oyuncuları şoför olarak yerleştirdi. Yolcularla Dostoyevski ve Shakespeare gibi konuşan şoförler yolculuğun sonunda yolcularına tiyatro bileti hediye ettiler."
http://bigumigu.com/haber/drama-taksisi 

30 Haziran 2014 Pazartesi

+ FiLM: Bir çölde sekiz müzisyen...



   İskenderiye Polis Seramoni Orkestrası’ndan 8 adam Mısır’dan İsrail’e gider. Petah Tikva’da bulunan bir Arap Kültür Merkezi tarafından davet edilmiş fakat bir yanlış anlamadan ötürü (Arapçada “p” sesi olmadığından ve sıklıkla yerine “b” kullanılır) bando takımı Necef Çölünün ortasında ki hayali kasaba Bet Hatikva’ya giden bir otobüse binerler. 

  Kasabaya vardıklarında başka bir otobüs bulamazlar ve ne yazık ki kasabada bulunan herhangi bir otelde yoktur. Bando ekibi akşam yemeğini Dina’nın küçük lokantasında yerler ve geceyi de Dina’nın ve arkadaşlarının evinde geçirirler. Ayrıca yer azlığından birkaç kişi de lokantada uyur. 

  Film bandonun bu kısa ama uzun gecesini tüm keyfi ve acısıyla anlatır bizlere…

Şöylede bir tadımlık sahnemiz var;



+Not: Film hakkında daha fazla bilgi için @imdb @ekşi @wiki_En

28 Haziran 2014 Cumartesi

+ Adam bir şeyler biliyor!

I had a woman
Livin' way back o' town
Yeah she treated me right
Never let me down
But I wasn't satisfied
I had to run around

Now she's gone and left me
I'm worried as can be
Oh I've searched this world all over
Wonderin' where she could be
I would ask that she forgive me
And maybe she'll come back to me

I'm lonesome an blue
And I've learned a thing or two
Oh fellas here's a tip
I'm gonna pass on down to you
Never mistreat your woman
Cause it's gonna bounce right back on you




15 Haziran 2014 Pazar

+ Bilginize...

Aslında direnmek pek keyifli bir şeydir. 
                                Direnin, ve elbette eğlenin...




8 Haziran 2014 Pazar

+ Uzakta bir vesayet var*

31 Mayıs tarihinde, şahit olmak istemediğim bir sahne dönüyordu İstanbul sularında.

Stone'nun elbette bir bildiği vardı lakin saflık bu ya! olmadı, olmuyor ve olmayacak ütopyasında tercih kılmıştım.

Ne varki işte o mühim gündü Stone'nun ne demek istediğini daha iyi anlamak zorunda kalışım.

buyrun;


* değerse yakar!

4 Haziran 2014 Çarşamba

+ Vidyoçalar: İnan olsun ben öyle bir şey demedim! *

* Yıl 1957, Ekim ayının ilk çarşambası. Harold o gece kız arkadaşını sahnenin önünde ki masa da oturduğunu görünce, ani bir sıçrama ile saksafonunu tiz seslere boğmaya başlamıştı. Curtis'in bile şaşkın bakışlarla kaldığı o an, kız arkadaşı dışında herkes efsane abimizin doğacın en güzel anlarından birini sergilediğini düşünüyordu. Ne var ki sahne bittiğinde ve Harold emektar enstürmanını standa yerleştirip Lydia'ya yaklaştığında, Lydia'nın suratı mosmor kesilmişti. Yorgun argın durduğu yerden "Ne oldu yine Lydia? Bu defa neye kızdın" diye seslendi ve Lydia heyecanla "Anlıyorum Harold, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum." diye cevap verdi. O ara yanlarına yaklaşan Blue Mitchell lakaplı Richard hafifçe Harold'un omzuna vurup "Kolay gelsin, sil baştan devam herhalde" diyerek yanlarından geçip gitti. Gecenin artık en zor kısmı başlamıştı Harold için; Lydia yine sarhoş ve yine kızgındı. Usul adımlarla yanına yaklaştı ve "Ne oldu aşkım, yine ne oldu? Lütfen bana da söyler misin?" diye kulağına fısıldadı. "Daha ne olacak be Harold, daha ne kadar bana küfredeceksin? Hadi söyle, ne zaman beni görsen bağırmaya başlıyorsun ve sonra bana 'Ahh aşkım ne oldu ne oldu' diye şaşkın şaşkın geliyorsun. Daha ne olsun Harold? Hadi bu defa da ben öyle demek istemedim de, hadi söyle!" Gözleri tekrar önüne düşen Harold, bıyıklarında kalan birayı emdikten sonra "Lydia, aşkım! ne dedim ki ben?" diye sordu. "Gözleri kızarmış, ağlamak üzere olan Lydia; "Saksafonunla bana bağırdın, küfrettin. Biliyorum, anlıyorum, biliyorum seni lanet olası" diye bağıra bağıra elinde ki bardağı yere fırlattı. Artık olay Lydia ve Harold'dan çıkmıştı ve bütün klübün gözleri onlara dönmüştü. Harold'a ve sevgilisine alışkan olan ekibi bile, sonra ki sahnede ne olacak diye sabırsızlıkla onları izliyordu. Harold ise daha önce defalarca duyduğu bu ithama yine aynı şekilde cevap veriyordu: "insan olsun ben öyle bir şey demedim! Senin anladığın, sana kızdığımı veya bağırdımı sandığın şekilde değil Lydia. Sadece saksafon çaldım aşkım, lütfen hadi gel eve gidelim. Çok yorgunum." diyip Lydia'nın kollarından tutup onu klüpten çıkardı...

  Belki de dünyanın en şanslı insanıydı Harold. Enstrümanıyla kendisine konuştuğunu sanan bir sevgilisi vardı ve Bop döneminin sıçramasını yaşatan kişiydi o. Henüz 73 yaşındayken, yine Lydia ile yaşadığı kentte, Los Angeles'da hayata gözlerini yumdu. Kendisini geç tanıdım. Cliff Brown ve Max Roach'un karmasında karşıma çıkmıştı. Muazzam bir ses, bize haykıran, bizimle konuşan bir varlık. Hem, ikibuçuk yıllık hayatıyla caz dünyasını sil baştan yazan bir ekibin üyesinden ne beklenir ki? Belki de Lydia haklıydı, bizimle sadece enstrümanı aracılığıyla konuşuyordu ve çok iyi konuşuyordu.

  Vidyoçalar serisi için en az üç-dört canlı kaydı olan kişi veya kişileri seçmekti niyetim ama efsane Harold'a yok demek zor geldi. Buyrun, caz dünyasının bir başka efsanesinin muazzam bir canlı performansı sizi bekliyor....


31 Mayıs 2014 Cumartesi

+ MüZiK: Bir de şöyle bir şey var!

  Ne kadar doğru bilmem, sonuçta bende başkasından duymuştum ama "olay budur abi" dediler!
'Gideceksin, suratın morarana kadar üfleyecek, parmakların kanaya kadar çalacaksın. Öyle bir kaç saatle sınırlı değilmiş bide. Bildiğin günlerce bu sınavı veriyorsun ve en sonunda büyüklerden biri -ki bu büyük herhangi bir enstrümanın maestrosu olabilir- gelip elini başına koyuyor. İşte o zaman sende bir müzisyen olarak kabul edilmişsindir.' 
Karpatların eteklerinde dolaşıp duran çingenelerin mevzusuymuş bu. Kabul edilmiş, referans olunabilecek, güvenilen ve elbette yetenekli olduğuna dair; topluluğun onayını ve güvenini almış olunuyor. Her yıl "Fête des Masques" festivalinden önce yapılırmış bu ritüelvari imtihan demleri...
ve bir müzisyen doğdu, sayfa: 17



   Balkan müziği hususunda ehlileşenlerdendir Cork. Müzikal esrikliğini nasıl ve neden yahudi çingenesi müziğine yönlendirmiş bilemiyorum lakin iyi yapmış. Çokuluslu yapısı ile ekip Bulgar, İspanyol, İngiliz ve İrlandalı bir dörtlü aslında. Çalışmalarında aralarına kattıkları diğer ustalarla birlikte sıkı bir fusion jazz grubu olmuşlar.

Beni kendileriyle tanıştıran albümleri;



29 Mayıs 2014 Perşembe

+ Natama: Chomskyvari Bir Kıskanma: Ağır Çekim Kanatlar *

* Aşağıda okuyacağınız metin Natama [hayat memat] dergisinin Nisan/Mayıs/Haziran 6. Sayısında yayınlanmış ve Orçun Ünal tarafından kaleme alınmıştır. Burada, metnin sadece bir kısmı yayınlanmıştır, tamamını okumak için; Natamadergi.com/Nerelerd bağlantısından size en yakın Natama dergisi satan kitap evine ulaşın.



"
Anladım ve kıskandım.
[Olduğunu] anladım ve [onu] kıskandım.
[Yakın] olduğunu anladım ve [için] onu kıskandım.
[Daha] yakın olduğunu anladım ve [öğreneceği] için onu kıskandım.
[Herkesten] daha yakın olduğunu anladım ve [gerçeği] öğreneceği için onu kıskandım.
[Ölüme] herkesten daha yakın olduğunu anladım ve [önce] gerçeği öğreneceği için onu kıskandım.
[Kadının] ölüme herkesten daha yakın olduğunu anladım ve [benden] önce gerçeği öğreneceği için onu kıskandım.

Ölüm ağacı ve bir yasak meyve.


...


Kıskandım ve ağladım.
Ağladım ve yürüdüm.
Yürüdüm ve bekledim.

Ölmedim.
               "

11 Mayıs 2014 Pazar